Cahit Sıtkı’dan 89 yıl gecikmeli 4 mektup: 1930’ların genç şairleri neler konuşuyor?

Edebiyat tarihi çalışmalarında mektupların çok büyük bir rol oynadığını biliyoruz. Şairlerin mektupları hem onların hayatına dair bilinmeyen gerçekleri öğrenmemize hem de dönemin atmosferini anlamamıza fayda sağlıyor. Otuz Beş Yaş şairi olarak anılan Cahit Sıtkı Tarancı’nın Feridun Fazıl Tülbentçi’ye gönderdiği bu mektuplar, şairin iç dünyasına açılan küçük bir pencere olarak karşımızda duruyor. Üstelik sadece bu da değil, 1935 yılında yayımlanan Büyük Harpten Sonrakiler (Ulus Basımevi, 1935) adlı şiir antolojisindeki şiirlerin nasıl belirlendiğini de bu mektuplarla öğreniyoruz. Mektupların bir diğer özelliği de Peyami Safa’nın Cumhuriyet Gazetesi’ndeki yazılarına ara verilmesiyle ilgili hikâyenin ilk defa bu mektuplarda anlatılmış olması. Mektupları Osmanlıca orijinallerinden çevirip kitabı hazırlayan Dr. Ali Emre Özyıldırım ve kitabın yayıncılığını üstlenen Emin Nedret İşli ile 89 yıllık mektupların fısıldadıklarını konuştuk…

Dr. Ali Emre Özyıldırım ve Sahaf Emin Nedret İşli ile Sahaf Turkuaz'da buluştuk.

Dr. Ali Emre Özyıldırım ve Sahaf Emin Nedret İşli ile Sahaf Turkuaz’da buluştuk.

CAHİT SITKI’DAN FERİDUN FAZIL’A GENÇ ŞAİRLERİN ŞİİR HEYECANI

Ali Emre Özyıldırım’a göre ilk bakışta iki genç şairin dostane sohbetleri gibi görünen bu mektuplar aslında 1930’lu yılların edebiyat dünyasının detaylarıyla dolu. Özyıldırım, “Aslında bu mektuplar hem Cahit Sıtkı’nın edebi anlayışını kavramamıza yardımcı oluyor hem de 1930’lu yılların Ankara’sında Varlık Dergisi etrafında toplanan bir grup genç şairin şiir yolculuğuna ışık tutuyor. Mesela mektupların birinde Feridun Fazıl’ın bazı şiirlerini Cahit Sıtkı değerlendiriyor ve çok kibar bir şekilde beğenmediğini söylüyor. Feridun Fazıl’a eleştirisinde “Şu kelimeyi şöyle kullansaydın, bu konuyu böyle işleseydin” gibi yönlendirmeler yapan Cahit Sıtkı’nın şiire bakışını görüyoruz” diyerek başlıyor söze.

Cahit Sıtkı Tarancı (2 Ekim 1910, Diyarbakır - 13 Ekim 1956, Viyana, Avusturya)

Cahit Sıtkı Tarancı (2 Ekim 1910, Diyarbakır – 13 Ekim 1956, Viyana, Avusturya)

NAZIM HİKMET’Lİ İLK ŞİİR ANTOLOJİSİ…

Cahit Sıtkı’nın henüz Mülkiye Mektebi’nde öğrenciyken gönderdiği mektupların birinde, 1935 yılında yayımlanan Büyük Harpten Sonrakiler adlı şiir antolojisinin hikâyesi çıkıyor karşımıza. Özyıldırım, 9 Temmuz 1935 tarihli dördüncü mektuba dikkat çekiyor: “Dördüncü mektubun şöyle bir önemi var. Büyük Harpten Sonrakiler adında bir antoloji hazırlıyor Feridun Fazıl. Cumhuriyet’in kuruluş aşamasından itibaren şiir yazan, o dönem şairlerine yer veren ilk antoloji bu. Hatta Nazım Hikmet de var bu antolojide. Sanıyorum seçilmiş şiirlerine ilk defa bu antolojide yer veriliyor. 1935 yılında çıkan antolojiye seçilecek şiirlerin konuşulduğu yazışmaları içeriyor mektup. Cahit Sıtkı “Ben bu şiirleri tavsiye ediyorum, Ahmet Hamdi şu şiirleri almanı istedi” gibi cümlelerle şiirleri ve şiir isimlerini gönderiyor Feridun Fazıl’a.”

Cahit Sıtkı Tarancı'dan Feridun Fazıl Tülbentçi'ye Mektuplar, Turkuaz Yayınları, 2021, Sf. 43

Cahit Sıtkı Tarancı’dan Feridun Fazıl Tülbentçi’ye Mektuplar, Turkuaz Yayınları, 2021, Sf. 43

Özyıldırım’ın araştırmalarına göre söz konusu antoloji çıktıktan sonra çok ses getiriyor. Öyle ki Halid Ziya Uşaklıgil, Cumhuriyet Gazetesi’nde 3 uzun yazı yazıyor antoloji ile ilgili. Bu antoloji için gönderilen şiirlerden biri Ahmet Hamdi’nin o tarihlerde yayımlanmayan bir şiiri. İlk defa Cahit Sıtkı tarafından Feridun Fazıl’a gönderilen bu mektupta geçiyor şiir.

“ŞÜKÛFE NİHAL HÂLÂ ŞÂYÂN-I ARZU”

Üçüncü mektup dönemin edebiyat çevrelerinin bir portresini sunuyor adeta. Cahit Sıtkı, Ahmet Hamdi Tanpınar ile birlikte Şükûfe Nihal’in evinde katıldığı bir davetten bahsediyor. 38 yaşındaki Şükûfe Nihal’in okuduğu şiirleri beğenmeyen genç şair Ş. Nihal Hanımı hâlâ “şayan-ı arzu” bulduğunu itiraf ediyor. Nihal’in şiirini beğenmese de Ahmet Hamdi ile kompliman yapmakta adeta yarıştıklarını anlatıyor. Özyıldırım’a göre bu mektubu asıl önemli kılan detay ise Cahit Sıtkı Tarancı ile Peyami Safa arasındaki yakınlıktan dolayı haberdar olduğumuz bir olay.

PEYAMİ SAFA’NIN CUMHURİYET GAZETESİ’NDEN AYRILIŞI

Özyıldırım, “Cahit Sıtkı, mektubun sonunda Feridun Fazıl’ın “Peyami Safa Cumhuriyet Gazetesi’nde niçin yazmıyor?” sorusunu cevaplıyor. O dönem Le Mois mecmuasında Atatürk hakkında bir yazı yazılıyor. Yunus Nadi, Peyami Safa’dan bu yazıyı Cumhuriyet Gazetesi için çevirmesini istiyor. Peyami Safa yazıyı çeviriyor ancak yazı Ankara’da hoş karşılanmıyor ve Peyami Safa’nın Cumhuriyet Gazetesi’ndeki yazılarına ara veriliyor. Peyami Safa, Cahit Sıtkı için çok önemli bir isim çünkü aslında Cahit Sıtkı’nın ünlenmesi Peyami Safa’nın şair hakkında yazdığı bir yazıdan sonra oluyor. Peyami Safa’nın biyografisini pek çok kişi yazdı ancak Peyami Safa’nın başından böyle bir iş geçtiği hiçbirinde anılmıyor. Sonra ben merak ettim ve Cumhuriyet Gazetesi arşivinde mektubun yazıldığı tarihten geriye giderek bir tarama yaptım. Söz konusu yazıyı da buldum. Hem bu yazıya ve hem de mektuplarda adı geçen şiirlerin ayrıntılı listesine kitapta yer verdik” diyerek özetliyor hikâyeyi…

Peyami Safa (2 Nisan 1899 - 15 Haziran 1961, İstanbul)

Peyami Safa (2 Nisan 1899 – 15 Haziran 1961, İstanbul)

FABRİKA DEPOSUNDAN BİR SAHAFIN ÇEKMECESİNE TAŞINAN MEKTUPLAR…

2021 yılında sadece 500 adet ve numaralı olarak basılan bu kitabın basılış hikâyesi de hayli anlamlı. Sahaf Emin Nedret İşli 1933, 1934 ve 1935 yıllarında yazılmış bu 4 mektubu 2006 yılında satın almış. İşli’nin aktardığına göre Feridun Fazıl Tülbentçi henüz hayattayken bütün evrakını saklamak için bir fabrikanın deposuna koyuyor. Tülbentçi ve eşi vefat ettikten sonra o deponun sahipleri evrakı parçalara ayırıp satmaya başlıyor.

Cahit Sıtkı Tarancı'dan Feridun Fazıl Tülbentçi'ye Mektuplar, Turkuaz Yayınları, 2021, Sf. 13

Cahit Sıtkı Tarancı’dan Feridun Fazıl Tülbentçi’ye Mektuplar, Turkuaz Yayınları, 2021, Sf. 13

Emin Nedret İşli, Cahit Sıtkı’nın mektuplarının bilinçli olarak satılmadığının altını çiziyor: “Cahit Sıtkı’nın mektupları da bana bilinçli olarak satılmadı. Bu mektuplar bana satılanların içinden, benim mektupları satın aldıktan sonraki incelemelerim sonucunda çıktı. Belki satılan diğer malzemelerin içinde Cahit Sıtkı’nın başka mektupları da vardır ancak benim aldığım evrakın içinden çıkan sadece bu dört mektup var.”

SAHAFIN ÇEKMECESİNDEN MATBAAYA 15 YILLIK YOLCULUK

İşli, mektupların 15 yıllık baskı yolculuğunu aslında sohbetin başında şakayla karışık söylediği “Ali Emre’ye geç rastladım” cümlesiyle özetliyor. Ancak Dr. Ali Emre Özyıldırım’ın, mektupların kaderini belirleyen isim olduğunu hikâyeyi dinleyince anlıyoruz.

Emin Nedret İşli, mektupları satın aldığı zaman ilk olarak dört mektubu birlikte satmayı düşünmüş: “Yayınlamaktan önce mektupları topluca satmayı düşündüm. Belki ben fazla fiyat çektim belki meraklısını bulamadım ama satamadım. Satamayınca da akşamları oturup mektupları karıştırmaya ve okumaya başladım. Okudukça fark ettim ki hakikaten ilginç mektuplar, içlerinde ilginç hikâyeler var, güzel anekdotlar var. Yani bu bende yavaş yavaş pişirilen bir malzeme haline dönüştü. Bu arada aldığım kitapların içinden mektuplarda adı geçen insanların imzalı kitapları ortaya çıktı. Malzeme birden bire anlamlanmaya ve bir araya toplanmaya başladı.”

MEKTUPLARIN İLK DURAĞI SABRİ KOZ…

Mektupları satın aldıktan birkaç sene sonra mektupların basılmasına karar veren İşli, onları ilk olarak Halkbilimci ve editör M. Sabri Koz’a göstermiş. Sabri Koz “Bir bakayım” diyerek mektupları almış ve mektuplar bir süre Sabri Koz’da beklemiş.

İşlerin yoğunluğundan gerçekleştirilemeyen ilk baskı denemesinin ardından İşli mektupları yeniden satmayı denemiş ancak mektuplar sahibini bulamayıp Sahaf Emin Nedret İşli kütüphanesine dönmüş.

“CAHİT SITKI’NIN MEKTUPLARINA ÖNCE MESAFELİYDİM”

Özyıldırım, mektuplara önceleri mesafeli olduğunu söylüyor: “Bir sohbet arasında Nedret Bey ‘Böyle mektuplar var bende’ diye bahsedince ben de bir bakayım diye aldım mektupları fakat mektuplar bir süre de bende bekledi. Açıkçası Nedret Bey bana mektupları teklif ettiğinde önce mesafeli durdum. Ben aslında eski edebiyat, divan edebiyatı çalışıyorum. Cahit Sıtkı’nın mektupları hazırlama fikrine önce pek ısınamadım. Sonra bir okuyayım diye başına oturunca ilgimi çekti. Malzemenin oldukça değişik olduğunu fark ettim çünkü mektuplar bize sadece Cahit Sıtkı hakkında bilgi vermekle kalıyor. O döneme dair hoş hikâyeler ve o dönemdeki şair ilişkilerini aydınlatan enteresan bilgiler içeriyordu. Bunu görünce çevirmeye başladım. Çeviri bittikten sonra da uzun bir süre mektupta bahsedilen olaylar ile şiirleri araştırmak ve dipnotları hazırlamakla vakit harcadım.”

Emin Nedret İşli, 20. yıl armağanı olarak sadece 500 adet basılan kitabın asıl önemini “Ali Emre’nin çalışkanlığı sayesinde sıradan bir 20. Yıl kitabı olmaktansa ileride referans olarak kullanılacak bir kitap olma tarafına geçti. Bu arada kitabın fiziksel olarak ortaya çıkmasında, bütün matbaa işlerinin çözülmesinde ve tasarımında emeği geçen üçüncü bir kahraman olarak Yusuf Ünal’ın adını söylemeliyiz. Kitaba katkısı çok büyük. Bu kitap bir imeceyse ben buldum, Ali Emre çözdü, Yusuf Ünal da grafik tasarım açısından kitap haline getirdi” cümleleriyle ifade ediyor.




Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.