Biri 1350 yıllık diğeri 460 yıllık

Aşk deyince akla onlar gelir

Kim bilir bu dünyadan kaç Leyla, kaç Mecnun geldi geçti.
Kim bilir, kaç Leyla, kaç Mecnun, aile ve mahalle baskısıyla sevdiğine kavuşamadan hayata veda etti.
Ve kim bilir kaç Leyla ile kaç Mecnun’un aşkı, maddiyatın kör kuyusunda heder olup gitti.
Kim bilir bu dünyadan kaç Leyla, kaç Mecnun gelip geçiyor / geçecek.
Kim bilir, kaç Leyla, kaç Mecnun, aile ve mahalle baskısıyla sevdiğine kavuşamadan hayata veda ediyor / edecek.
Ve kim bilir, kaç Leyla, kaç Mecnun’un aşkı maddiyatın kör kuyusunda heder olup gidiyor / gidecek.

Âşık olunana hiçbir zaman kavuşulmamış olsa da aşkın yüceliğinin tadını bilmek bile değil midir insanı insan yapan?
Hz. Mevlana bu durumu şöyle ifade etmişti; “İlla birini seveceksen tene değil cana değeceksin. İlla birini seveceksen, dışını değil içini seveceksin. Gördüğünü herkes sever ama sen görmediklerini seveceksin. Sözde değil, ‘Özde’ istiyorsan şayet; tene değil cana değeceksin.”

Günümüzde sık sık şu cümleyi duyarız, “nerede eski aşklar?”
Eski aşklar nerede, nasıl yaşandıysa günümüzde aynı şekilde yaşayanlar da var.
Gelecekte de olacak.
‘Eski aşklar’ deyip de eskiden bütün âşıkların güllük gülistanlık içinde birlikte yaşadıklarını düşünmek söz konusu bile olamaz.
Aile ve mahalle baskısıyla kavuşamayan âşıklar, maddiyatın kör kuyusunda heder olup giden aşklar insanlık tarihi kadar eski.

Leyla ile Kays okulda.

Leyla ile Kays okulda.

O âşıklar arasında en bilinenler Leyla ile Mecnun
Arap yarım adasında yaşayan Leyla Binti Mehdi bin Sa’d ile Kays Bin el Mülevvah, okulda tanışarak birbirlerine âşık oldu.
Gittikçe alevlenen bu macerayı öğrenen Leyla’nın annesi kızını bir daha okula göndermedi.
Kays okulda Leyla’yı göremeyince üzüntüden çılgına döndü. Başını alıp çöllere gitti.
Bundan dolayı da mecnun olarak anılmaya başlandı.

Mecnun’un babası, oğlunu bu durumdan kurtarmak için Leyla’yı ailesinden istedi.
Ne var ki Leyla’nın ailesi “O mecnun oldu” diyerek kızlarının Kays ile evlenmesine izin vermedi.
Babası, oğlunun Leyla’ya olan aşkından kurtulması için bir çare düşündü. Babasının düşüncesi şuydu; Kabe’ye götürdüğü Kays, aşkının son bulması için Allah’a yakaracaktı. Ne var ki Kays, Leyla aşkının son bulması için değil, ne olursa olsun son bulmaması için yakardı;
Ya Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni
Bir dem belâ-yı aşktan etme cüdâ beni.

Diğer tarafta ise Leyla Kays’tan farklı bir durumda değildir, aşk ıstırabı içindedir.
Bir süre sonra ailesi, Kays’ı unutması için Leyla’yı zengin ve itibarlı biri olan İbn-i Selâm ile evlendirdi.
Nikâh kıyıldı kıyılmasına ama Leyla, kendisini bir perinin sevdiğini ve eğer kendisine dokunursa ikisinin de mahvolacağı yönünde bir bahane üreterek İbn-i Selâm ile hiçbir zaman gerdeğe girmedi.

Mecnun ile babasının buluşması.

Mecnun ile babasının buluşması.

Leyla’nın evlilikteki durumundan bihaber olan Kays, sitemkâr bir mektup gönderdi.
Leyla, mektubu aldıktan sonra kendisini anlamadığından dolayı Kays’a sitemkâr bir mektupla karşılık verdi. 
Bu arada İbn-i Selâm ölünce Leyla, baba evine döndü.
Kısa bir süre sonra Kays’sız yapamayacağını anlayarak evden kaçıp çölde sevdiği adamı aramaya başladı.
Buldu da.
Ne var ki Kays, çölde ahularla, ceylanlarla ve kuşlarla arkadaşlık eden, hayattan vazgeçen birine dönüşmüştü.
Öyle ki, Leyla’yı tanımadı ve şöyle dedi; “Sen de kimsin? Leyla benim içimde”…
Leyla, Kays’ın erdiğini düşünüp kavuşmalarının imkânsız hale geldiğini düşünse de onsuz yaşayamadı.
Hastalanıp yataklara düştü.
Bir süre sonra hayatını kaybetti.

Türk sinemasının ilk 'Leyla ile Mecnun' filmini Duygu Sağıroğlu yönetti. 1973 yapımı filmde başrolleri Fatma Girik ile Kadir İnanır paylaştı.

Türk sinemasının ilk ‘Leyla ile Mecnun’ filmini Duygu Sağıroğlu yönetti. 1973 yapımı filmde başrolleri Fatma Girik ile Kadir İnanır paylaştı.

698’de Kays, Leyla’nın ölüm haberini aldıktan sonra mezarını kucaklayıp şöyle dedi;
Ya Rab manâ cism ü cân gerekmez
Cânânsuz cihân gerekmez.
Dedikten hemen sonra da orada öldü.

Leyla, Mecnun'u çölde buluyor.

Leyla, Mecnun’u çölde buluyor.

Kays’ın yazdığı şiirler, dilden dile dolaşmaya başladı. Birçok Arap şairi, mahlasını kullandığı Kays’ın şiirlerini toplayarak bunlara kendi şiirlerini ekledi. Böylelikle Arap edebiyatında ‘Divan-ı Leylî vü Mecnun’ adında birçok eser ortaya çıktı.

‘Leyla ile Mecnun’un küresel bir aşk hikâyesi haline dönüşmesini sağlayan kişi Fuzûlî oldu.
Şöyle;
Kanuni Sultan Süleyman, 28 Kasım 1534’te Bağdat’ı ele geçirdi.
Bağdat seferinde yer alan ekabirler Fuzûlî’den bir ‘Leyla ile Mecnun’ eseri üretmesini istedi.
Bu isteğin bir tür sınama olduğunu düşünen Fuzûlî , yazdığı lirik –epik türündeki 3 bin 96 beyitlik ‘Leyla ile Mecnun’u 1535’te tamamlayıp Bağdat valisi Üveys Paşa’ya sundu.

Fuzûlî (1480 - 1556)

Fuzûlî (1480 – 1556)

Fuzûlî’nin şaheseri, Divan edebiyatının ise en önemli lirik yapıtlarından biri olarak kabul edilen ‘Leyla ile Mecnun’, yüzyıllarca tüm Türk ve Arap dünyasının ortak değeri olarak kabul gördü.
Azeri bestekâr Üzeyir Hacıbeyov, 1907’de Fuzûlî’nin şiirinin motiflerini esas alarak ‘Leyla ile Mecnun’u ilk Azerbaycan Operası olarak sahneledi.

Leylâ ile Mecnun'u çölde gösteren 100 manatlık Azerbaycan hatıra parası.

Leylâ ile Mecnun’u çölde gösteren 100 manatlık Azerbaycan hatıra parası.

Fuzûlî, şiirlerinde Leyla ve Mecnun’u şöyle tasvir etti;
Mecnun, hislerin adamıdır. Dünyaya göz açtığı ilk anlardan hayatla karşı karşıya durur. Aşk ve sadakati gerçek amel, kemal ve kahramanlık seviyesine çıkarır. Fikrinin dürüstlüğüne, inancının saflığına inandırdığı kişilere çağdaşı olduğu toplumun yozlaşmışlığını da fark ettirir.

Leyla, bütün varlığıyla tamamen eskimiş toplumdan ayrılmıştır. O da Mecnun gibi kimi adet ve kanunların özündeki bayağılığın farkında olduğundan kanunların gözü kapalı kullarından usanmıştır.

İkinci 'Leyla ile Mecnun' filmi 1982'de çekildi. Halit Refiğ'in yönettiği filmde başrolleri Gülşen Bubikoğlu ile Orhan Gencebay paylaştı.

İkinci ‘Leyla ile Mecnun’ filmi 1982’de çekildi. Halit Refiğ’in yönettiği filmde başrolleri Gülşen Bubikoğlu ile Orhan Gencebay paylaştı.

‘Leyla ile Mecnun’, Doğu’nun ölümsüz aşk hikâyesi.
Batı’nın ölümsüz aşk hikâyesi ise trajedi türündeki Romeo ile Jüliet.

İngiliz şair Arthur Brooke, 1562’de ‘Romeus ve Juliet’ adını verdiği uzun bir şiir yayımladı.
İngiliz oyun yazarı William Shakespeare, yıllar sonra şiirdeki karakterlere birçok yardımcı karakter ekleyerek ‘Romeo ve Juliet’ adıyla sahneledi.
İlk kez 1594’te sahnelenen ‘Romeo ve Jüliet’, ‘Hamlet’ ile birlikte dünyanın en çok sahnelenen oyunlarından oldu.

Capulet Ailesi ile Montegue Ailesi, İtalya’nın şehir devleti Verona’da yaşayan iki düşman aileydi.
Capulet Ailesi, kızları Jüliet’e talip olan Kont Paris’i davet etmek için evlerinin bahçesinde maskeli balo düzenledi.

‘Romeo and Juilet’ (1968)

‘Romeo and Juilet’ (1968)

Capulet Ailesi’nin kızlarından biri olan Rosaline’ye ilgi duyan Montegue Ailesi’ne mensup Romeo, maskeli baloya kimliğini gizleyerek katıldı.
Rosaline, her ne kadar kendisini reddetmiş olsa da Romeo’nun maskeli baloya katılması bir büyük aşkın doğuşuna neden oldu. Romeo baloda Capulet Ailesi’nin 13 yaşındaki kızı Juliet’i görüp ona âşık oldu.

‘Romeo and Juilet’ (1968)

‘Romeo and Juilet’ (1968)

Juliet de Romeo’nun duygularına aynı şekilde karşılık verdi.
Yıldızlı gecede Juliet balkonda, Romeo balkonun altında olmak üzere ettikleri sohbette birbirlerine olan aşklarını dile getirdiler.

‘Romeo and Juilet’ (1968)

‘Romeo and Juilet’ (1968)

O geceden sonra Romeo, her gece sürekli Juliet’in odasına balkondan gizlice girdi.
Evlenmeye karar veren Romeo ile Jüliet’in nikâhını Rahip Laurance kıydı.
Bir süre sonra Juliet’in kuzenlerinden Tybalt, durumu öğrenip ağır hakaretlerde bulunduğu Romeo’yu düelloya davet etti.

 Romeo & Juliet (2021)

Romeo & Juliet (2021)

Romeo, artık akrabası olarak gördüğü Tybalt ile düello etmek istemedi. Bunun üzerine hakaretleri sindiremeyen Romeo’nun arkadaşı Mercutio, düelloya kendisinin katılacağını söyledi.
Romeo, düelloyu ayırmak istese de Mercutio ölümcül yara aldı. Bunun üzerine de Romeo, Tybalt’ı öldürdü.

‘Romeo & Juliet’ (2013)

‘Romeo & Juliet’ (2013)

Verona prensi Escalus, cinayetle suçladığı Romeo’yu Mantua’ya sürgüne gönderdi
Bu sıralarda ailesi, Juliet’i ve Kont Paris ile evlendirmek için hazırlıklara başladı.
Juliet, istemediği bu evlilikten kurtulmak için Rahip Laurence’in yanına gidip duruma bir çare bulmasını istedi.

 ‘Romeo + Juliet’ (1996)

‘Romeo + Juliet’ (1996)

Rahip Laurence, Jüliet’e kendisini kırk saat ölü gibi gösterecek bir iksir verdi ve Romeo’ya durumu anlatan bir mektup yazdı. Ancak, mektup Romeo’ya zamanında ulaşmadı.
Juliet ise iksiri içince ailesi, öldüğünü düşündükleri kızlarını defnetti.
Romeo, uşağı Balthasar’dan Juliet’in öldüğünü duyunca aşkının mezarının başında kendisini zehirleyerek öldürmeye karar verip gizlice Verona’ya döndü.

'Branagh Theatre Live: Romeo and Juliet' (2016)

‘Branagh Theatre Live: Romeo and Juliet’ (2016)

Juliet’in mezarına gelen Romeo, orada Kont Paris ile karşılaştı. Çıkan kavgada Romeo, Kont Paris’i öldürdü.
Ardından Romeo, Juliet’in mezarının yanına yatarak zehri içti. Rahip Laurence, mezarlığa gelip, Juliet’i uyandırdı
Romeo’nun öldüğünü gören Juliet, Romeo’nun hançeriyle intihar etti.

‘Romeo & Juliet’ (2013)

‘Romeo & Juliet’ (2013)

Başından sonuna kadar olayların tek şahidi olan Rahip Laurence, her iki aileye de tüm olanları anlattı. O günden sonra iki aile arasındaki düşmanlık sona erdi.

‘Romeo & Juliet’ (2013)

‘Romeo & Juliet’ (2013)

Kimilerine göre, Romeo ile Jüliet, Arthur Brooke’un hayali kahramanları.
Kimilerine göre ise Arthur Brooke, gerçek bir aşk hikâyesini şiirleştirdi.
Verona’da Romeo ile Jüliet’in buluştuğu ev olduğu iddia edilen o balkonlu ev yılda yüzbinlerce turist tarafından ziyaret ediliyor.
Keza Jüliet’in olduğu iddia edilen mezar öyle.
Belki de gerçek bir hikâye.
Belki de turizm için Verona’daki herhangi bir ev Romeo ile Jüliet’in buluştuğu ev olarak tanıtılıyor.
Belki de herhangi bir mezar ‘Burası Jüliet’in ebedi uykusuna yattığı yer’ olarak gösteriliyor.
Belki o mezar boş.
Gerçek veya hayali.
Ne olur ki?
Önemli olan aşkın yüceliğini temsil etmeleri değil mi?
Herkesin aşkını dilediğince yaşaması dileğiyle…

'Branagh Theatre Live: Romeo and Juliet' (2016)

‘Branagh Theatre Live: Romeo and Juliet’ (2016)

SEVGİLİLER GÜNÜ ORTAYA NASIL ÇIKTI?
Sevgililer Günü aslında eski bir gelenek ve Orta Çağ’a kadar dayanıyor.
Kökeni ‘Aziz Valentine Günü’ olan 14 Şubat Sevgililer Günü’nün ortaya çıkması iki olayın birleşimine dayanıyor.
Birincisi pagan bir Roma âdeti.
Lupercalia adı verilen ve üç gün süren bir festival vardı.
Doğurganlık tanrısının şerefine gerçekleşen festival, şubat ayının ortasına denk geliyor ve baharın resmi başlangıcını müjdeliyordu. Bu müjdenin arkasında da kuşların aşk mevsiminin başlangıcı yatıyor.
Normal hayatta birbirinden uzak yaşayan gençlerin yan yana gelebilmesini sağlayan kutlamalar kapsamında erkekler, bir kutunun içine atılmış kağıtlardan kadınların ismini çekiyor. Festival boyunca bu eşleşmede bir araya gelen çiftler sevgili oluyor. İsterlerse evleniyorlardı.

İkincisi ise Rahip Valentine’nin yakılarak idam edilmesi.
Roma’da zalim bir imparator olan II. Claudius tahtta oturuyordu. Savaş ve askerlik tutkunu olan İmparator II. Claudius, bekâr askerlerin daha iyi savaştığını düşünerek orduda görev yapan herkesin evlenmesini yasakladı.
Şefkat dolu bir rahip olan Rahip Valentine ise, bu yasağı dinlemeyerek askerlerin nikâhlarını gizlice kıymaya devam etti. Bunu öğrenen İmparator II. Claudius, Rahip Valentine’i 14 Şubat 298’de yakılarak idam ettirdi.

498’de Papa Gelasius, pagan Roma âdeti ile Aziz Valentine olayını birleştirerek 14 Şubat’ı ‘Aziz Valentin Günü’ ilan etti. Kilisenin resmileştirdiği bu özel gün, 1916’da ABD’deki Hallmark Kartları şirketinin girişimiyle sevgililer gününe dönüştü. Şirket, ‘Aziz Valentin Günü’nden esinlenerek sevgililer için özel kartpostallar üretti.
Sevgililerin dönemin sosyalleşme aracı olan kartpostallara büyük ilgi duymasıyla da ‘Aziz Valentin Günü’, din, dil ve ırk tanımaksızın âşıkların günü oldu.




Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.